KURU BİR DAMAR NE AŞK GEÇİRİR NE KAN!

İnsan sevgiyi kendi uydurduğu bir şeye dönüştürerek hayatta kalmaya çalıştığı müddetçe o zaman giderek yabancılaşıyor.

Hayatta kalmak için yapacak başka bir şey olmadığına inanmaya başladığı an ise insanın cinnet hali.

İnsan sevgisizliğe katlanamadığı için kendine karşı sunulan planlı zehirli bir sevgi, dava, kutsal yol, görev yüklenme olarak da görebilir.

Böylece giderek köleliğe, fıtrata aykırı bir insana dönüşmek de mümkündür.

Böyle bir durumda insan kurban olduğunu asla kabullenemez. Değerli olduğunu düşünür.

Çoğu zaman bir yere ait olarak insan acısını, çaresizliğini, güçsüzlüğünü yok edeceğine inanır.

Böylelikle kendini değersiz kılan her şeyi alt edeceğine inanır.

Adanmışlık özgürlüklerin ve duyguların kaybına sebebiyet verdi tarih boyu. Adanmışlığın önünde engel olarak görülen herkese, her şeye karşı bir yabancılık giderek büyür. Bu yabancılaşma giderek nefreti büyütür.

Böylece inancın keskin ve kavi olduğu kutsamaları yükselir giderek.

Ne acıdır ki insan kendini bu hale getiren ne ise onu tespit etmek yerine inkâr etmeyi seçer. Daha da kötüsü bir muhasebe yapmayı tamamen silip yok eder.

İnsan daimi olarak dış dünyaya karşı savunmacı olabilir mi? Olursa nasıl duygudaşlık yapabilir? Sadece tek bir merkeze, tek bir insana tapınmaya dönüşen her irade, irade olmaktan çıkmaz mı?

Fanatizm giderek insanı zihninin içine tutsak kılar. Sadece kendisi gibi inanan ve düşünen ile irtibat kurulur. İkiyüzlü davranışlar, yalan kutsal bir davanın var olmasının gereği olarak görüldüğü anda kızılca kıyamet kopar ruhta.

Böylece aşktan da vaz geçilir. Zira aşk irade ister. İradesi kalmayan insan aşka da ihtiyaç duymaz.

Aşka ihtiyaç hissetmeyen insan bütün yolları kaybeder de sonsuza kadar bir çember etrafında dolanır durur.

Kuru bir damara dönüşür ne aşk geçirir ne kan.

Kanın ulaşmadığı kalp çalışır mı?

Eve varamayan yolcu daimi garip kalmaz mı?

İnsan aklı yok sayamaz. Zira aklı yok saymaması ona verilen ilahi bir emirdir.

Sadık olma ile köle olma arasında ne çok boşluk var.  Sadık olanlar asla akıllarını kaybetmezler. Köle olanların ise asla iradeleri yoktur.

Suçlu olduğunu bilen insan bu suçluluk duygusundan kaçabilmenin yolu olarak kendi dışında ne varsa suçlar ve düşman ilan eder.

İnsan kimi zaman çıkarları, kimi zaman çaresizliği, kimi zaman cenneti için satar ruhunu.

Hayatının tek anlamının diğerleri üzerinde iktidar kurmak olduğuna inanan bir insana adaleti anlatabilir misin?

Hak ve adaletten saptığı anda ise artık asla İnsanoğlu olmak mümkün değildir sadece aciz bir beşer olmak kalır geride.

Ama geride bir şeyler kalmış olmalı. Bütün insanlarda hala bir çıkış kapısı

Yüzleşmeye hazır olmalı?

Yüz yüze gelebilecek iradesi olmalı?

Yaşadıklarının farkına varabilecek ve neler olduğunu idrak edebilecek aklı?

Kimse kimsenin zihninin ırzına geçmemeli.

Kimse buna izin vermemeli.

Kurtulmak aynı zamanda bir başlangıçtır.

Herkesin her şeye rağmen kendini yeniden gerçekleştirecek, tutunacak bir dalı var.

Kim inandığı ne varsa hepsinin boş, yalan, sahte, çürük, pis, tehlikeli, acımasız olduğunu görmek ister?

Kim bununla yüzleşebilir?

Kim bunu bir anda kabullenebilir?

Kim buna tahammül edebilir?

Tabi ki içinde aklı yok saymayan bir inanç.

İnanç en büyük güçtür. İnanç yaratıcı gücün temelini oluşturur. Herkes kendi inançlarının sonuçlarını yaşar. Her kişi kendi doğrusunu yaşar. Sahip olduklarınız için şükretmemiz yaşam azmimizi artırır. Şükretmek, minnettarlık hissini yanında getirir ki, bu his daha çok minnettar olacağınız şeyleri hayatınıza çekmenizi sağlar. Böylelikle gelişmenin ve başarmanın yolları açılmış olur. Bir insanın sahip olabileceği en büyük nimet İnançlı olmasıdır. Gerçek güç buradan doğar. İnancı olmayan kişi her ne kadar dünyada müreffeh yaşasa da ebedi saadetten mahrum kalacağı için gerçek manada güçlü değildir, zayıftır.

İnanç sahibi olmak yeni bir kimlik kazanmaktır.

Kelime-i şehadeti söylemek gücün kapılarını açan anahtar gibidir.

Hadi aklet ve asla aklını, kalbini, ruhunu kaybetme.